Gündem

Paris Anlaşması nedir? Türkiye, Paris İklim Anlaşmasını imzaladı mı?

Paris Anlaşması nedir? Türkiye, Paris İklim Anlaşmasını imzaladı mı?, gündemdeki haberler bölümümüzde Paris Anlaşması nedir? Türkiye, Paris İklim Anlaşmasını imzaladı mı? konusunu siz değerli okurlarımız için araştırmaya koyulduk.. Paris Anlaşması nedir? Türkiye, Paris İklim Anlaşmasını imzaladı mı? ile alakalı tüm bilgiler yazımızın detayında..

Paris Anlaşması nedir? Türkiye, Paris İklim Anlaşmasını imzaladı mı?

Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleştirilen kabine toplantısı sonrası açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Paris Anlaşması konusuna da değindi. Erdoğan’ın açıklaması sonrası Paris Anlaşması merak konusu oldu. Peki Paris Anlaşması nedir? Türkiye, Paris İklim Anlaşmasını imzaladı mı? İşte ayrıntılar…

PARİS ANLAŞMASI NEDİR?

Paris Anlaşması 2020 sonrası iklim değişikliği rejiminin çerçevesini oluşturmaktadırç

 2015 senesinde Paris’te tertip edilen BMİDÇS 21. Taraflar Konferansı’nda kabul edilmiştir. Anlaşma, 5 Ekim 2016 itibariyle, küresel sera gazı emisyonlarının %55’ini oluşturan en az 55 tarafın anlaşmayı onaylaması koşulunun karşılanması neticesinde, 4 Kasım 2016 itibariyle yürürlüğe girmiştir.

Paris Anlaşması’nın, BMİDÇS ile karşı karşıya geldirıldığında en belirgin özelliği, tüm ülkelerin katkılarına dayanacak bir sistem öngörülmüş olmasıdır. Anlaşma, iklim değişikliğiyle karşılaşmada gelişmiş/gelişmekte olan ülke sınıflandırmasına ve tüm ülkelerin “ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ve göreceli kabiliyetler” ilkesi tahtında sorumluluk üstlenmesi anlayışına dayandırılmıştır. Gelişmiş/gelişmekte olan ülke sınıflandırmasının yapılabilmesi için bir kıstas belirlenmemiş; herhangi bir farklılaştırmaveya gidilmemiştir.

Paris Anlaşması, 2020 sonrası zamanda, iklim değişikliği tehlikesine karşı küresel sosyo/ekonomik dayanıklılığın güçlendirilmesini hedeflemektedir. Paris Anlaşması’nın uzun dmühim hedefi, endüstriyelleşme öncesi döneme kıyasen küresel sıcaklık artışının 2°C’nin olabildiğince altında tutulmasıdır. Bu hedef fosil yakıt (petrol, kömür) kullanımının tedricen azaltılarak, yenilenebilir enerjiye yönelinmesini gerektirmektedir.

İklim değişikliği ile mücadele bağlamında Anlaşma, ulusal katkılar, azaltım, uyum, kayıp/zarar, finansman, teknoloji geliştirme ve transferi, kapasite geliştirme, şeffaflık, durum değerlendirmesi konularına ilişkin uygulama usulleri belirlenmek üzere bir çerçeve oluşturmuştur.

Anlaşma, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine maruz kalan ülkelerin uyum ve direnç kabiliyetlerinin artırılması ile sera gazı emisyon azaltım kapasitelerinin yükseltilmesi maksadıyla ilk kez gelişmiş ülkelerin, En Az gelişmiş Ülkeler ve Küçük Ada Devletleri başta olmak üzere, gereksinimi olan gelişmekte olan ülkelere finansman, teknoloji transferi ve kapasite geliştirme olanakları sağlamalarını öngörmektedir.

Emisyon azaltımı hususunda Anlaşma, gelişmiş ülkelerin mutlak emisyon azaltımı hedeflerini sürdürmeleri; gelişmekte olan ülkelerin ise emisyon azaltımı hedeflerini yükselterek farklı milli koşulları ikaznca, zaman içinde tüm ekonomiyi kapsayacak yeni, artırılmış hedefler benimsemelerini telkin etmektedir.

Bu hedeflerin uygulamaya konulması bağlamında ulusal katkılar, Anlaşma’nın mühim sacayaklarından birini oluşturmaktadır. Ülkemiz, 20 Eylül 2015 tarihinde, 2030 yılı itibariyle gerçekleşmesi öngörülen “Niyet Edilen Ulusal Katkı” (INDC) beyanını %21’e varan artıştan azaltım olarak açıklamıştır. Bilim dünyasınca yapılan değerlendirmelere göre, bildirilen tüm ulusal katkılar hayata geçirilse dahi, 2°C hedefine ulaşılmada yetersiz kalınacağı ve çabaların artırılması gerektiğine dikkat çekilmektedir. Nitekim Paris Anlaşması, Ulusal Katkı Beyanlarının (NDCs) dönemsel olarak gözden geçirilmesi ve hedeflerin tedricen yükseltilmesini öngörmektedir.

Ülkemiz, Paris Anlaşması’nı, 22 Nisan 2016 tarihinde, New York’ta tertip edilen Yüksek Düzeyli İmza Töreni’nde 175 ülke temsilcisiyle birlikte imzalamış ve Ulusal Beyanımızda adıgeçen Anlaşma’yı gelişmekte olan bir ülke olarak imzaladığımız vurgulanmıştır.

Paris Anlaşması, kabulünden 1 yıl geçmeden yürürlüğe giren ilk küresel anlaşmadır.

7-18 Kasım 2016 tarihleri içinde Marakeş’te tertip edilen BMİDÇS 22. Taraflar Konferansı, Paris Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi ardından gerçekleştirilen ilk taraflar konferansı olması bağlamında, “Eylem Konferansı” olarak adlandırılmıştır. Marakeş Taraflar Konferansından hemen öncesinde, gelişmiş ülkelerin 100 milyar dolar taahhüdüne ilişkin açıklanan “100 Milyar ABD Doları Yol Haritası”, finansman bağlamında gelinen noktanın değerlendirilmesi yönünden mühimdir.

Toplantı neticesinde, Paris Anlaşması’nın uygulama parametrelerinin en geç 2018 senesinde tamamlanması öngörülmüştür. 2017-2020 süreci için “Küresel İklim Eylemi için Marakeş Ortaklığı” başlatılmış ve “İklim ve Sürdürülebilir Kalkınmaveyair Marakeş Eylem Duyurusu” kabul edilmiştir.

BMİDÇS 23. Taraflar Konferansı (COP 23) 6 – 17 Kasım 2017 tarihleri içinde Fiji başkanlığı adına Bonn’da, COP 24 ise, 2-15 Aralık 2018 tarihleri içinde, Katoviçe’de gerçekleştirilmiştir. COP2 24’te, Paris Anlaşması’nın nasıl uygulanacağına dair konuları içeren “Kural Kitabı” kabul edilmiştir.

COP 25, 2 – 15 Aralık 2019 tarihleri içinde, Şili’nin başkanlığında, Madrid’de düzenlenmiştir.

2018 senesinde Katoviçe’de tertip edilen COP 24’te Paris Anlaşması’nın uygulama esaslarını teşkil eden “Kural Kitabı”na (Rule Book) ilişkin olarak tarafların üzerinde mutabakat sağlayamadığı konular COP 25 kapsamı içinde ele alınmıştır. Paris Anlaşmasının 6. maddesi ile tesis edilen “Gönüllü İşbirliği Mekanizması”na ilişkin uygulama kaideleri ve “Ulusal Olarak Belirlenmiş Katkı”lar (NDC) için ortak zaman çizelgeleri hususunda tarafların mutabakata varması olabilecek olamadığından, Paris Anlaşmasının Kural Kitabının tamamlanması, önümüzdeki zamanda Birleşik Krallık’ın (BK) evsahipliğinde, Glasgow’da düzenlenecek 26.Taraflar Konferansına (COP 26) kalmıştır.

IPCC’nin 2007 senesinde yayımlanan 4. Değerlendirme Raporunda küresel ısınmanın tartışmasız bir gerçek olduğu; sera gazı emisyonlarının mühim ölçüde azaltılmasında geç kalınırsa iklim değişikliğinin ağır etkilerinin bulunacağı ve bundan dolayı küresel emisyonların acilen bi hayli hızlı bir biçimde azaltılması gerektiği vurgulanmıştır.

Bu çağrı dikkate alınarak 13. Taraflar Konferansı neticesinde oluşturulan Bali Yol Haritasıyla iklim müzakerelerinde iki paralel süreç başlatılarak, Kyoto Protokolü için 2012 sonrası müzakereler ile 2020 sonrası yeni iklim rejiminin müzakereleri sürecine adım atılmıştır.

Bali yol haritasında, tüm gelişmiş ülkelerin ulusal plan ve programlarına uygun azaltım taahhütleri yahut faaliyetleri üstlenmeleri; gelişmekte olan ülkelerin ise teknoloji, finansman ve kapasite geliştirme faaliyetleri ile sağlanan ve desteklenen sürdürülebilir kalkınma hedefleri bağlamında, ulusal programlarına uygun azaltım faaliyetleri (NAMA) üstlenmeleri yer almıştır. 2012 sonrası iklim rejiminin belirlenmesini teminen, ortak vizyon, azaltım, uyum, teknoloji transferi ve finansman konu başlıkları altında müzakereler gerçekleştirilmiştir.

2009 senesinde Kopenhag’da tertip edilen 15. Taraflar Konferansı ülkeler arası toplumda hayal kırıklığı yaratmış olmasına karşın, konferans neticesinde oluşturulan yasal bağlayıcılığı olmayan “Kopenhag Uzlaşma Metni”, müzakerelere yön verecek bir siyasi uzlaşı belgesi olarak kabul edilmektedir.

Ek-I listesi ülkeleri, 2020 yılı için sayısallaştırılmış, tüm ekonomiyi kapsayacak biçimde emisyon azaltım hedeflerini uygulamayı taahhüt etmiş, Ek-I Dışı ülkeler ise, azaltım faaliyetlerini (NAMA) uygulayacaklarını ifade etmişlerdir. Uzlaşma metninde ilk kez Yeşil İklim Fonuna (GCF) yer verilmiş; iklim değişikliğiyle mücadelenin mühim unsuru olarak gelişmekte olan ülkelere sağlanacak finansman desteği çerçevesinde, 2010-2012 dönemi için gelişmekte olan ülkelere 30 milyar dolar, uzun zamanda ise, 2020 itibariyle yıllık 100 milyar dolar finansman yardımı yapılması kararı alınmıştır. Sözkonusu fonun kaydadeğer kısmının ise, Yeşil İklim Fonu üzerinden gitmesi gerektiği açıklanmıştır. Kopenhag’da bunun bunun yanında, İklim Teknoloji Merkezi ve Ağı’nın (CTCN) temelini oluşturan teknoloji mekanizması kurulması kararı alınmıştır.

Bu doğrultuda, 2010 senesinde Cancun’da tertip edilen 16. Taraflar Konferansı ardından Yeşil İklim Fonu ve CTCN’in kurulmasına karar verilmiştir. Finansman hedefi olarak ise Kopenhag uzlaşma metninde geçen kısa vadede 30 milyar dolar, uzun soluklu zamanda ise 100 milyar dolar zikredilmiştir.

2011 senesinde Durban 17. Taraflar Konferansında, 2015 senesinde imzalanmak üzere 2020 senesinde yürürlüğe girmesi beklenen ülkeler arası bir anlaşma taslağı hazırlanması için Durban Güçlendirilmiş Eylem Platformu Geçici Çalışma Grubu (ADP) oluşturulmuştur.

2012 senesinde tertip edilen Doha Konferansı, Kyoto Protokolü’nün ikinci taahhüt döneminin kabul edilmesinin bunun yanında, iklim değişikliğinden en fazla etkilenen ufak ada devletleri ve en az gelişmiş ülkelerini “iklim değişikliğinin etkilerinden kaynaklanan kayıp ve zararlar” kavramının ülkeler arası müzakerelere eklenmesi bağlamında mühim bir dönüm noktası olmuştur.

2013 yılı sonunda gerçekleştirilen Varşova 19.Taraflar Konferansı neticesinde, anlaşmaye taraf tüm ülkeler, 2020 yılı sonrası tarafların iklim değişikliği ile mücadele çerçevesinde çabalarını yansıtacak ulusal olarak belirleyecekleri katkılarını 21.Taraflar Toplantısı öncesi 2015 yılı Ekim ayına kadar sunmaveyavet edilmiştir.

Varşova sonrası, 2014’de Lima’da gerçekleştirilen 20.Taraflar Konferansında ise ulusal katkıların çerçevesi belirlenmeye çalışılmış, konferans çıktısı olan “İklim Eylemi için Lima Çağrısı” belgesi ekinde, 2015 senesinde kabul edilmesi öngörülen yeni anlaşma metninin öğeleri ayrıntılı bir biçimde ortaya konmuştur.

Yeni rejimin üzerinde genel bir mutabakatın oluşması ve IPCC’nin zaman içinde giderek daha kuvvetli bir biçimde ortaya koyduğu veriler ışığında, 30 Kasım – 12 Aralık 2015 tarihleri içinde tertip edilen BMİDÇS 21. Taraflar Konferansı neticesinde Paris Anlaşması üzerinde uzlaşıya varılmıştır.

İklim değişikliği, sınır tanımayan ve gelişmişlik düzeyinden bağımsız olarak tüm ülkeleri etkileyen niteliğiyle günümüzün ileri gelen küresel sınamaları içinde bulunmaktadır.

Birleşmiş Milletler Afet Risklerinin Azaltılması Ofisi’nin 2018 senesinde paylaşımı yaptığı rapora göre, 1998-2017 senelerı içinde yaşanan iklim ilişkili afetler sebebiyle 1,3 milyon insan yaşamını yitirmiş, 2,245 milyar ABD Doları maddi zarar meydana gelmiştir. Ayrıca, AB’nin iklim değişikliği gözlemleme kurumu, 2019 Temmuz ayının kayıtlara geçen en sıcak ay olduğunu açıklamıştır.

Ülkemizin de içinde olduğu Akdeniz havzası, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı en hassas bölgelerden biri olarak tanımlanmaktadır. Türkiye, küresel ısınmanın özellikle su kaynaklarının azalması ve çölleşme ile bunlara bağlı ekolojik bozulmalar gibi olumsuz yönlerinden etkilenmeye başlamıştır.

Dünya genelinde gelir dağılımından en az pay alan en yoksul grubun %80’i kırsal alanda, ufak çaplı tarım ve hayvancılık yaparak yaşamını sürdürmektedir. İklim değişikliği kaynaklı yağış azalması ve toprak bozulumunun doğal kaynaklar üzerinde yarattığı baskı, sözkonusu kırılgan grupları göçe zorlayabilmekte, bu olgu istikrarsızlıkları tetikleyerek, güvenlik risklerini bununla birlikte getirebilmektedir.

İklim değişikliğiyle mücadele kapsamı içinde, düşük karbonlu ekonomiye küresel düzeyde geçilmesi hususu, bireylerin yaşam şekillerini, üretim ve imalat metotlarıni değiştirecek köklü bir dönüşüm öngörmektedir. Bu nedenle iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum çalışmaları salt bir çevre sorunu olarak algılanmamalıdır. Esasen, bu mücadele gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin izleyeceği büyüme stratejilerini, enerji politikalarını, sağlık ve tarımla alakalı programlarını, su kaynaklarının kullanımını, gıda güvenliğini, düşük karbonlu ekonomiye geçiş ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerini doğrudan etkileyebilecek ve bunların geliştirilmesinde belirleyici olabilecektir. Bu hedeflerin gerçekleştirilebilmesi için gelişmiş ülkelerin, finansman, teknoloji transferi ve kapasite geliştirme taahhütlerini yerine getirmesi önem taşımaktadır.

Türkiye, yaşanan olumsuz gelişmelerin önlenmesi ve yaşanan zararın telafisi, gelecek nesillere temiz bir çevre teslim edilmesini teminen, kalkınma hedeflerine halel getirmeyecek çalışma ve düzenlemeleri yapmakta, ikili işbirliğini geliştirmekte, bölgesel ve ülkeler arası çalışmalara etkin katılım sağlamaktadır.

TÜRKİYE PARİS İKLİM ANLAŞMASINI İMZALADI MI?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kabine toplantısı sonrası yaptığı bilgilendirmede “Paris Anlaşması’nı onaylama kararı aldık. İklim değişikliği zirvesine kadar onay sürecini tamamlamış bulunacağız” ifadelerini kullandı.

PARİS İKLİM ANLAŞMASININ MADDELERİ NELERDİR?

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi çerçevesinde sera gazları salınımını azaltmayı amacında olan bir anlaşmadır.

22 Nisan 2016 tarihinde imzaya açılan anlaşma 196 ülkenin imzasıyla 4 Kasım 2016’dan bu yana yürürlükte.

Anlaşma şunları amaçlıyor:

Uzun zamanda, küresel sıcaklık artışının sanayileşme öncesi döneme göre 2 derecenin altında kalmasını sağlaması.

Sera gazı salınımının küresel düzeyde azalma eğilimine geçirilmesi.
Anlaşma yürürlüğe girdikten bu yana bilimin elverdiği her türlü olanağını tercih ederek sera

gazı salınımını azaltacak her türlü önlemin kısa bir sürede devreye alınması.
Bilinmesi gerekilen bir şeyde anlaşmayı imzalayan devletlerin geri çekilmeleri durumunda bir cezaya çarptırılmıyor olmaları.

PARİS İKLİM ANLAŞMASINI HANGİ ÜLKELER İMZALADI?

Dünya çapındaki 197 ülke içinde ise anlaşmayı onaylamayan 9 ülke kaldı. Bu ülkeler; Angola, Eritre, İran, Irak, Kırgizistan, Lübnan, Libya, Güney Sudan ve Yemen.

Başa dön tuşu